Sahil-i selamete kavuşacak mıyım? Bu soru, beni Aşk’ta var kılmaya yetiyor. Çünkü bu endişe, özlemidir kavuşmanın.
İnsan, ruhunu bir mahzene hapsetmiş; ellerine, maddeciliğin zincirini vurmuştur. Aklın saltanatını ilan ettiği bu çağda, herkes konuşuyor ama kimse birbirini duymuyor.
İnsan, ruhunu bir mahzene hapsetmiş; ellerine, maddeciliğin zincirini vurmuştur. Aklın saltanatını ilan ettiği bu çağda, herkes konuşuyor ama kimse birbirini duymuyor.
Modern çağın insanı huzuru tatilde, başarıda, alkışta arar. Oysa huzur, bir kalbin kendi hakikatine kavuşmasıdır. Bizim davetimiz; aklın dar kalıplarından sıyrılıp Aşk’ın deryasına dalmak isteyen, Aşk’ın yolcularınadır.
Tasavvuf yolu, seni senden alıp hakikate taşımak içindir. Bu yol, doğrudan Aşk’ın davasıdır. Modern dünyanın gürültüsünde kaybolan kalbi, yeniden diriltmenin adıdır. Çünkü insan, yaşadığını sanırken çoğu zaman sadece hayatta kalır.
Bu yol, sana kim olduğunu sormaz, sorgulatır. Dışarıda aradığını içeride bulamazsan, bil ki hiçbir yerde değildir.
Mânâ Mektebi, sana bir şey öğretmek için değil... Sana, unuttuğun şeyi hatırlatmak için yazılmıştır.
Bu yol, yolun sonu değildir. Bu yol, yolun kendisidir. Çünkü bu yol... Senden sana yolculuktur. Yolun açık olsun. Vakit, uyanış vaktidir. Aşk olsun!
Sahil-i selamete kavuşacak mıyım? Bu soru, beni Aşk’ta var kılmaya yetiyor. Çünkü bu endişe, özlemidir kavuşmanın.
Her duruşun bir yansıması mevcuttur. Bu yansıma, kimilerine kişilik olur. Kişi, sevdiğinin haline özenir. Hal ise sirayet eder. Gölgesini kaybedip nisyanla kucaklaşanlar, yaşayan ölülerdir.
Aşk'ın ahkâmı hükmetti gönlümüze. Gayrı hüzünleri yâd etmek, ülfettir bize. Gönlündeki köz, aşkımızı üşütür. Bize, bilse tuzla buz olacak dağların, yangını gerek.