İnsan, ruhunu bir mahzene hapsetmiş; ellerine, maddeciliğin zincirini vurmuştur. Aklın saltanatını ilan ettiği bu çağda, herkes konuşuyor ama kimse birbirini duymuyor.
Müellifin neşredilmiş eserleri ve kitaplarına dair malumat...
İnsan, ruhunu bir mahzene hapsetmiş; ellerine, maddeciliğin zincirini vurmuştur. Aklın saltanatını ilan ettiği bu çağda, herkes konuşuyor ama kimse birbirini duymuyor.
Sahil-i selamete kavuşacak mıyım? Bu soru, beni Aşk’ta var kılmaya yetiyor. Çünkü bu endişe, özlemidir kavuşmanın.
Her duruşun bir yansıması mevcuttur. Bu yansıma, kimilerine kişilik olur. Kişi, sevdiğinin haline özenir. Hal ise sirayet eder. Gölgesini kaybedip nisyanla kucaklaşanlar, yaşayan ölülerdir.
Aşk'ın ahkâmı hükmetti gönlümüze. Gayrı hüzünleri yâd etmek, ülfettir bize. Gönlündeki köz, aşkımızı üşütür. Bize, bilse tuzla buz olacak dağların, yangını gerek.
Gözlerine dalmadan, yeryüzüne bakamam. Bana uçmaklardan seslenir sevda; öyle yanı başımda haykırmadan. Bense, yudumlayamam zamanları; kursağımda duraksamalar, yutkunmaktır bana yakışan.
Mühleti yitik yakınmalardan, yüzü kırışık umutların tutkusuyla sana sesleniyorum. “Zamana ayak uydurmalı” diyen zamanın uyduruk insanlarından uzaklaşarak, küfrün tozpembe renklerini reddederek...
Kalıntı güllerden, istediğim gülistanı arıyorum. Dikenlerden zaten razıyım. Lakin üzerindeki gül kokusunu yitirmemiş olsun. Olsun ki, yüreğimi ve fikrimi kanatacak dikenlerin acısını, o mest eden koku
Arifin bilgeliğini terk ederek ve ihtişamın gürbüz esintisinden uzaklaşarak, hüznün paslı kapısını aralıyorum. Söz, anahtarını yitirdi. Artık incilerin hevesini kucaklayamam.
Ayrılığın havası çarpar yüreğine ve hüznün hükmünü giyer yüreğin. Vaktin esaretindeki nasibin, küskünlüğüne akar yalnızlık.