İnsan, ruhunu bir mahzene hapsetmiş; ellerine, maddeciliğin zincirini vurmuştur. Aklın saltanatını ilan ettiği bu çağda, herkes konuşuyor ama kimse birbirini duymuyor.
Gözlerine dalmadan, yeryüzüne bakamam. Bana uçmaklardan seslenir sevda; öyle yanı başımda haykırmadan. Bense, yudumlayamam zamanları; kursağımda duraksamalar, yutkunmaktır bana yakışan.
Gözlerine dalmadan, yeryüzüne bakamam.
Bana uçmaklardan seslenir sevda;
öyle yanı başımda haykırmadan.
Bense, yudumlayamam zamanları;
kursağımda duraksamalar, yutkunmaktır bana yakışan.
Çünkü Aşk:
Hevesini, acısıyla sunar üzerime, bilirim.
Tutulmaların ve sarılmaların ötesinde;
tutuşmaların ve sararmaların özleminde mümkündür Aşk.
Çünkü Aşk:
Kavuşmak değil, daimi arayışta olmaktır.
Zaman ve mekandan münezzeh,
mesafeleri yok sayıp ve yok sayarak kendini,
muhabbetin yankısıyla var olmaktır.
İnsan, ruhunu bir mahzene hapsetmiş; ellerine, maddeciliğin zincirini vurmuştur. Aklın saltanatını ilan ettiği bu çağda, herkes konuşuyor ama kimse birbirini duymuyor.
Sahil-i selamete kavuşacak mıyım? Bu soru, beni Aşk’ta var kılmaya yetiyor. Çünkü bu endişe, özlemidir kavuşmanın.
Her duruşun bir yansıması mevcuttur. Bu yansıma, kimilerine kişilik olur. Kişi, sevdiğinin haline özenir. Hal ise sirayet eder. Gölgesini kaybedip nisyanla kucaklaşanlar, yaşayan ölülerdir.