İnsan, ruhunu bir mahzene hapsetmiş; ellerine, maddeciliğin zincirini vurmuştur. Aklın saltanatını ilan ettiği bu çağda, herkes konuşuyor ama kimse birbirini duymuyor.
Kalıntı güllerden, istediğim gülistanı arıyorum. Dikenlerden zaten razıyım. Lakin üzerindeki gül kokusunu yitirmemiş olsun. Olsun ki, yüreğimi ve fikrimi kanatacak dikenlerin acısını, o mest eden koku
Kalıntı güllerden, istediğim gülistanı arıyorum. Dikenlerden zaten razıyım. Lakin üzerindeki gül kokusunu yitirmemiş olsun. Olsun ki, yüreğimi ve fikrimi kanatacak dikenlerin acısını, o mest eden kokusuyla uyuştursun.
Gül olma hasreti taşıyan sevgili genç kardeşim, sana, zamanın ancak kıymetli tarafı bahse açılabilir. Öyle ki, edebi olarak durağan zaman diliminde, Aşk’ın kaynayan tarafı ile hayatı hareketlendirecek olan sensin. Boynuna kement atan yaşlı serzenişlere değil; üzerine hayat giydirecek, yorgun nefeslere ihtiyacın var. Hak ettiğin kaynak, zamanı büyük olan değil; zatı büyük olandır.
Sen, korkuların Aşk’a yönelttiği yaşlı mevsim değilsin. Sen, Ömer’in (r.a) aşık olduğu iklimsin. Aşina olduğun batı özentilerinden arınarak, aidi olduğun Hakikat girdabına sürüklenmelisin. Bu eser, senden elini çekenlerden uzaklaşarak, sana elini uzatanlara karşı izleyeceğin tavırları yansıtır. Bu ince düzlemde; iyi-kötü, düşünce-niyet, öfke-inanç perdelerine karşı yansıtman gereken manzarayı çözümleyebilmen ve şekillendirmen için yazılmıştır.
Bir genç olarak, iki iklim gözüyle nakledilen ve akseden tecrübelerle sana sesleniyorum. İşiteceğin ses, bu haksız çatışmadan benliğini alıkoyacak ve yankılı zeminde kendini işitmene vesile olacaktır. Muktedir bir fikir ve samimi bir gönül sermayesiyle, üzerine yaftalanmış asılı yargılardan arınarak, düşsel kırgınlıklardan göksel yorgunluklara ulaşman düşüncesiyle, selam ve dua ile...
İnsan, ruhunu bir mahzene hapsetmiş; ellerine, maddeciliğin zincirini vurmuştur. Aklın saltanatını ilan ettiği bu çağda, herkes konuşuyor ama kimse birbirini duymuyor.
Sahil-i selamete kavuşacak mıyım? Bu soru, beni Aşk’ta var kılmaya yetiyor. Çünkü bu endişe, özlemidir kavuşmanın.
Her duruşun bir yansıması mevcuttur. Bu yansıma, kimilerine kişilik olur. Kişi, sevdiğinin haline özenir. Hal ise sirayet eder. Gölgesini kaybedip nisyanla kucaklaşanlar, yaşayan ölülerdir.